Diyabetik retinopati, uzun süreli diyabet hastalığına bağlı olarak retina damarlarında gelişen yapısal bozukluklar sonucu ortaya çıkan ilerleyici bir göz hastalığıdır. Yüksek kan şekeri düzeyi, retina kılcal damarlarında hasara yol açarak görme kaybına kadar ilerleyebilen ciddi komplikasyonlara neden olur.

Diyabetik retinopati belirtileri bulanık görme, görme alanında karanlık lekeler, ışık çakmaları ve ileri evrede ani görme kaybı şeklinde ortaya çıkar. Hastalık erken dönemde belirti vermeyebilir; bu nedenle düzenli göz muayenesi, özellikle diyabet tanısı bulunan bireylerde kalıcı hasarın önlenmesi açısından kritik önem taşır.

Diyabetik retinopati evreleri non-proliferatif ve proliferatif olmak üzere iki ana aşamada değerlendirilir. İlk evrede damar duvarlarında zayıflama ve sızıntı görülürken, ileri evrede anormal yeni damar oluşumları gelişir. Bu süreç makula ödemi ve retina dekolmanı riskini artırarak görme fonksiyonunu ciddi şekilde etkiler.

Diyabetik retinopati tedavisi kan şekeri kontrolünün sağlanması, intravitreal enjeksiyonlar, lazer fotokoagülasyon ve ileri vakalarda cerrahi müdahale yöntemlerini içerir. Erken tanı ve uygun tedavi planlaması, hastalığın ilerlemesini yavaşlatarak görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır.

Diyabetik Retinopati Nedir ve Gözümüzü Nasıl Etkiler?

Gözümüzün iç yüzeyini duvar kağıdı gibi kaplayan retina tabakası, dışarıdan gelen ışığı algılayan ve beyne ileten son derece hayati bir dokudur. Bu dokuyu eski tip fotoğraf makinelerinin içindeki filme benzetmek mümkündür. Işık gözün ön kısımlarından geçtikten sonra bu filmin üzerine düşer ve görüntü burada oluşur. Retinanın gün boyu durmaksızın çalışabilmesi ve görüntüleri işleyebilmesi için çok yüksek miktarda oksijene ve besine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı da retinanın içine bir ağ gibi yayılan mikroskobik kılcal damarlar karşılar. Diyabetik retinopati, işte bu besleyici damar ağının şeker hastalığı nedeniyle işlevini yitirmesi durumudur.

Dünya genelinde çalışma çağındaki yetişkinlerde sonradan ortaya çıkan görme kayıplarının en büyük sorumlusu bu hastalıktır. Kan şekeri dengesizlikleri yıllar içinde damarların esnekliğini kaybetmesine, tıkanmasına veya yapısının bozularak kan sızdırmasına yol açar. Damarları bozulan retina yeterince oksijen alamaz hale gelir ve adeta boğulmaya başlar. Hücreler oksijensizlikten zarar gördükçe gözün görme kapasitesi yavaş yavaş ve geri dönüşümsüz bir şekilde azalır. Bu durum sadece ileri yaştaki hastaları değil hastalığı kontrol altında tutamayan genç diyabetlileri de doğrudan tehdit eder.

Diyabetik Retinopati Gelişiminde Kan Şekerinin Rolü Nasıldır?

Şeker hastalığıyla birlikte kandaki glikoz oranının sürekli yüksek olması, damar duvarlarında yavaş ama yıkıcı bir kimyasal reaksiyon başlatır. Normal şartlarda hücrelerimiz şekeri enerji üretmek için kullanır. Ancak kandaki şeker miktarı hücrenin işleyebileceğinin çok üzerine çıktığında, bu fazla şeker hücre içinde birikmeye başlar. Vücut bu şekeri dışarı atabilmek için farklı kimyasal yollara başvurur ve sonuç olarak ortaya sorbitol adı verilen bir madde çıkar. Sorbitol, hücre zarından dışarı kolayca süzülemeyen ve suyu kendisine çeken bir yapıya sahiptir. Bu durum damar duvarını oluşturan hücrelerin içine sürekli su dolmasına, hücrelerin şişmesine ve nihayetinde patlayarak ölmesine neden olur.

Bunun yanı sıra kanda serbestçe dolaşan yüksek şeker molekülleri damar yapısındaki proteinlere yapışarak onların yapısını bozar. Tıpkı şekerin ısıyla karamelize olup sertleşmesi gibi, damar duvarları da bu kimyasal etkileşim sonucunda sertleşir, kalınlaşır ve esnekliğini tamamen kaybeder. Damar duvarlarını bir arada tutan koruyucu destek hücreleri öldüğünde, damarlar dayanıksızlaşarak dışarı doğru minik baloncuklar oluşturur. Bu zayıf baloncuklar zamanla sızıntı yapmaya, kanamaya ve içleri pıhtıyla dolarak tamamen tıkanmaya başlar. Bozulan damarlardan sızan sıvı ve yağlı maddeler retina tabakalarının arasına dolarak dokunun yapısını mekanik olarak da bozar.

Diyabetik Retinopati Belirtileri Nelerdir ve Ne Zaman Fark Edilir?

Hastalığın en tehlikeli özelliği büyük bir sessizlik içinde ilerlemesidir. Damar duvarlarında ilk hasarlar oluştuğunda, ufak kanamalar veya mikro düzeyde tıkanıklıklar başladığında kişi bunu kesinlikle hissetmez. Göz ağrısı, kızarıklık, yanma veya batma gibi günlük hayatta sık karşılaşılan göz şikayetleri bu hastalıkta görülmez. Görme kalitesindeki düşüş genellikle hastalık maküla adı verilen görme merkezine ulaştığında veya göz içine ani bir kanama olduğunda fark edilir. Ne yazık ki belirtiler ortaya çıktığında, hastalık çoktan ileri bir evreye ulaşmış ve retinada kalıcı hasarlar bırakmaya başlamış demektir.

Hastalık ilerledikçe görme merkezinde sıvı birikir veya gözün içini dolduran saydam jelin içine kan sızar. Bu durum hastanın dünyayı bir su altı kamerasıyla veya kirli bir camın arkasından izliyormuş gibi algılamasına yol açar. Kişi baktığı yeri net göremez, detayları seçemez hale gelir.

Süreç ilerlediğinde hastaların yaşayabileceği temel görme sorunları şunlardır:

  • Bulanıklaşma
  • Çift görme
  • Odaklanma zorluğu
  • Siyah noktalar
  • Uçuşan cisimler
  • Örümcek ağları
  • Renk solgunluğu
  • Çizgilerde eğrilik
  • Gece körlüğü
  • Görüş alanı daralması
  • Ani görme kayıpları

Diyabetik Retinopati Hangi Aşamalarla İlerler?

Diyabetik retinopati bir gecede gelişen bir tablo değildir; yıllara yayılan, yavaş ve kademeli bir ilerleme süreci gösterir. Tıbbi yaklaşımda hastalığın durumu genel olarak iki ana başlık altında toplanır. Bunlardan ilki olan non-proliferatif evre, hastalığın başlangıç ve orta dönemlerini ifade eder. Bu dönemde henüz yeni ve anormal damar oluşumları yoktur. Sadece gözün kendi orijinal damarlarında baloncuklaşmalar, sızıntılar, küçük kanamalar ve tıkanıklıklar mevcuttur. Bu evre kendi içinde hastalığın şiddetine göre hafiften çok şiddetliye doğru derecelendirilir.

Hastalığın son ve en yıkıcı aşaması ise proliferatif evredir. Proliferasyon kelimesi, çoğalma ve yeni doku üretimi anlamına gelir. Önceki evrelerde giderek tıkanan damarlar yüzünden retina öylesine oksijensiz kalır ki hayatta kalabilmek için çaresizce kimyasal yardım sinyalleri salgılar. Bu sinyaller, gözde acilen yeni damarların oluşmasını tetikler. Ancak aceleyle oluşturulan bu yeni damarların yapısı son derece bozuk, duvarları çok zayıf ve kanamaya son derece meyillidir. Üstelik bu yeni damarlar retinanın üzerinde ağaç kökleri gibi büyürken beraberlerinde sert bir bağ dokusu da oluştururlar. Bu bağ dokusu zamanla büzüşerek retinayı yerinden koparabilir.

Tıbbi değerlendirme süreçlerinde kullanılan resmi evreleme adımları aşağıdaki gibidir:

  • Hafif
  • Orta
  • Şiddetli
  • Çok şiddetli
  • Erken proliferatif
  • Yüksek riskli

Diyabetik Retinopati Hastalarında Maküla Ödemi Neden Görme Kaybı Yapar?

Retina tabakası oldukça geniş bir alana yayılmış olsa da keskin ve detaylı görmemizi sağlayan, yüzleri tanımamıza veya okumamıza imkan veren kısım retinanın tam ortasında yer alan ve toplu iğne başı büyüklüğünde olan maküla bölgesidir. Halk arasında sarı nokta olarak da bilinen bu alan, görme eyleminin yüzde doksanlık kısmından sorumludur. Diyabetik retinopatide hastaların görme yetilerini kaybetmelerinin en sık karşılaşılan nedeni, işte bu kritik bölgede gelişen ödemdir.

Hastalık nedeniyle duvarları bozulan ve geçirgenliği artan damarlardan sadece kan değil kanın içindeki serum sıvısı ve proteinler de dışarı sızar. Tıpkı evde su sızdıran bir borunun etrafındaki duvarı kabartması ve çürütmesi gibi, sızan bu sıvı maküla dokusunun katmanları arasına dolar. Maküla dokusu bu sıvıyı emdikçe sünger gibi şişer ve kalınlaşır. Normalde kağıt inceliğinde ve dümdüz olması gereken bu yapı şişip dalgalı bir hal aldığında, üzerine düşen ışığı doğru şekilde odaklayamaz. Sonuç olarak hasta düz çizgileri kırık veya dalgalı görmeye başlar, baktığı noktanın tam ortasında karanlık veya bulanık bir leke fark eder. Maküla ödemi, hastalığın sadece ileri evrelerinde değil başlangıç aşamalarında bile ortaya çıkabilen ve acil tedavi gerektiren bir durumdur.

Diyabetik Retinopati Teşhisi İçin Hangi Yöntemler Kullanılır?

Hastalığın erken teşhisi, başarılı bir tedavinin ve görmeyi korumanın en temel anahtarıdır. Teşhis süreci poliklinik şartlarında yapılan detaylı bir göz muayenesi ile başlar. Damar ağını ve retinanın durumunu görebilmek için, hastanın göz bebekleri özel damlalar kullanılarak büyütülür. Damlanın etki etmesi için bir süre beklendikten sonra, gözün arka tarafı mikroskobik mercekler yardımıyla üç boyutlu olarak incelenir. Bu muayene ile göz içindeki kanamalar, sızıntılar veya yeni oluşan anormal damarlar tespit edilir. Ancak gözle görülemeyen hücresel düzeydeki hasarları veya damarların içyapısındaki akış problemlerini anlamak için ileri teknoloji ürünü cihazlara ihtiyaç duyulur.

Bu cihazların başında göz tomografisi gelir. Tamamen ağrısız olan ve radyasyon içermeyen bu yöntemle retinanın mikron düzeyinde kesitleri alınır. Makülada sıvı birikimi olup olmadığı, dokunun ne kadar kalınlaştığı milimetrenin binde biri hassasiyetle ölçülür. Bir diğer önemli yöntem ise göz anjiyosudur. Koldaki bir damardan sarı renkli tıbbi bir boya verilir ve bu boyanın göz damarlarına ulaşması saniyeler içinde özel kameralarla fotoğraflanır. Bu sayede damarların neresinden sızıntı olduğu, tıkanan ve oksijensiz kalan bölgelerin nereler olduğu harita gibi ortaya çıkarılır.

Süreç boyunca değerlendirmelerde başvurulan araçlar şunlardır:

  • Oftalmoskop
  • Biyomikroskop
  • Tomografi
  • Anjiyografi
  • Ultrasonografi

Diyabetik Retinopati Tedavisinde İlaç ve İğne Yöntemleri Nelerdir?

Göz içerisine yapılan enjeksiyonlar, özellikle maküla ödeminin tedavisinde modern tıbbın sunduğu en etkili ve en devrimsel yöntemlerden biridir. Pek çok hasta için göze iğne yapılması fikri son derece korkutucu ve ürkütücü gelebilir. Ancak bu işlem tamamen uyuşturucu damlalar altında gerçekleştirildiği için hastalar hiçbir acı veya ağrı hissetmezler; sadece gözlerinde saniyelik hafif bir baskı hissederler. İşlem ameliyathane veya steril poliklinik şartlarında birkaç saniye içerisinde tamamlanır. Bu iğneler doğrudan sorunun kaynağına etki ederek çok hızlı ve güçlü sonuçlar doğurur.

En sık uygulanan yöntem oksijensizlikten kıvranan retinanın salgıladığı ve sızıntıyı artıran acil durum sinyallerini (VEGF) bloke eden ilaçların kullanılmasıdır. Bu ilaçlar göz içerisine verildiğinde tıpkı yanan bir ateşe sıkılan köpük gibi etki eder; damarlardaki sızıntıyı hızla durdurur, maküladaki şişliği indirir ve yeni oluşmaya çalışan sağlıksız damarları kurutur. Tedavi genellikle ilk aylarda düzenli olarak üst üste uygulanır. Sonrasında ise hastanın göz tomografisi sonuçlarına ve görme seviyesindeki artışa bakılarak iğnelerin arası açılır. Bu ilaçların yetersiz kaldığı daha dirençli durumlarda ise göz içerisine yerleştirilen ve aylar boyunca yavaş yavaş ilaç salgılayarak ödemi baskılayan kortizonlu özel implantlar tercih edilir.

Tedavide ağırlıklı olarak kullanılan farmakolojik gruplar aşağıdaki gibidir:

  • Anti-VEGF
  • Kortikosteroidler
  • Steroidler
  • İmplantlar

Diyabetik Retinopati Lazer Tedavisiyle Nasıl Durdurulur?

Hastalık ilerleyip gözde yeni, sağlıksız ve kanamaya hazır damarlar oluşmaya başladığında lazer tedavisi devreye girer. Bu noktada lazer tedavisiyle ilgili çok yaygın bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekir; buradaki lazer işlemi, hastanın gözlüklerinden kurtulmasını sağlayan veya görüşü kartal gibi keskinleştiren bir işlem değildir. Diyabetik retinopatide uygulanan lazerin yegane amacı, var olan görme seviyesini korumak ve hastanın tamamen kör olmasını engellemektir. Göz, büyük bir tehlike altındadır ve lazer bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için kullanılan en güçlü silahtır.

İşlem sırasında gözün kenar kısımlarında kalan, tıkanmış, tamamen ölmüş ve oksijensizlikten çırpınarak zararlı sinyaller üreten retina alanlarına milimetrik lazer atışları yapılır. Bu ölü alanlar lazerle kontrollü bir şekilde yakılarak mühürlenir. Böylece retinanın genel oksijen ihtiyacı azaltılır ve gözün merkezindeki hayati bölgeyi besleyecek oksijen korunmuş olur. Zararlı sinyallerin kesilmesiyle birlikte tehlikeli yeni damarlar zamanla kurur ve büzüşür. Tedavi genellikle tek seferde bitmez, hastanın durumuna göre birkaç seansa yayılır. Çok gelişmiş modern sistemlerde ise dokuyu yakmadan, sadece hücresel düzeyde uyararak iyileşmeyi hızlandıran mikropulse adını verdiğimiz çok daha düşük enerjili ve güvenli lazer teknolojileri de aktif olarak kullanılmaktadır.

Lazer seanslarının ardından hastaların yaşayabileceği geçici veya kalıcı durumlar şunlardır:

  • Kamaşma
  • Kontrast kaybı
  • Alan daralması
  • Gece zorluğu

Diyabetik Retinopati İçin Yapılan Vitrektomi Ameliyatı Nedir?

Hastalık en ileri seviyesine ulaştığında, göz içi enjeksiyonların veya lazer tedavilerinin artık fayda sağlayamayacağı durumlarda devreye mikrocerrahi yöntemler girer. Bu ameliyata vitrektomi adı verilir. Gözün içini dolduran ve vitreus adı verilen yumurta akı kıvamındaki saydam jel dokusu, kanamalar yüzünden tamamen opaklaşıp ışığı geçirmez hale geldiğinde bu ameliyat zorunlu olur. Ayrıca retinada oluşan sağlıksız damarların ürettiği kalın, fibrotik zarlar retinayı adeta bir çarşaf gibi buruşturup yerinden ayırmaya başladığında gözü kurtarmanın tek yolu cerrahidir.

Ameliyat süreci ileri teknoloji gerektiren, son derece ince ve hassas bir iştir. Gözün beyaz kısmından içeriye, kalınlığı yarım milimetreyi bile bulmayan çok özel uçlarla girilir. Kanla dolmuş olan göz içi jeli, minik kesici aletlerle tıraşlanarak tamamen temizlenir. Ardından retinayı çekip buruşturan o sert zarlar, mikroskobik cımbızlar ve makaslar kullanılarak retinanın üzerinden milim milim soyulur. Retinadaki yırtıklar veya kanayan odaklara göz içinden lazer yapılır. Ameliyatın sonunda retinanın yerinde düzgün bir şekilde yapışık kalmasını sağlamak için gözün içi özel tıbbi gazlarla veya silikon yağıyla doldurulur. Gözün içine gaz yerleştirildiğinde, bu gazın vücut tarafından emilip kaybolması haftalar sürebilir. Bu iyileşme döneminde hastanın doktorun belirlediği şekilde başını belirli bir pozisyonda tutması gerekir.

Gazın gözde bulunduğu süre boyunca yapılması kesinlikle yasak olan aktiviteler şunlardır:

  • Uçağa binmek
  • Dağa çıkmak
  • Yaylaya gitmek
  • Dalış yapmak

Gebelik ve Benzeri Özel Durumlarda Diyabetik Retinopati Nasıl Yönetilir?

Diyabetik retinopati sadece yaşa veya hastalığın süresine bağlı olarak ilerlemez; vücutta yaşanan büyük biyolojik değişiklikler de hastalığın seyrini dramatik bir şekilde değiştirebilir. Bu durumların başında gebelik gelir. Hamilelik süreci, vücuttaki kan hacminin, hormon dengelerinin ve dolaşım sisteminin tamamen değiştiği bir dönemdir. Şeker hastalığı olan bir anne adayı hamile kaldığında, önceden var olan hafif bir retinopati çok kısa bir süre içinde alevlenerek ileri aşamalara sıçrayabilir. Bu nedenle diyabetli kadınların bebek sahibi olmayı planladıkları dönemde mutlaka göz dibi muayenesinden geçmeleri, gebelik süresince de kontrollerini kesinlikle aksatmamaları gerekir.

Bir diğer kritik konu ise göz merceğinin saydamlığını yitirdiği katarakt hastalığıdır. Diyabet hastalarında katarakt oluşumu, normal popülasyona göre hem daha sık hem de çok daha erken yaşlarda görülür. Ancak diyabetik bir gözde katarakt ameliyatı planlamak, sıradan bir gözden çok daha fazla özen gerektirir. Eğer hastanın maküla bölgesinde hafif bir ödem veya aktif bir damar sızıntısı varsa, katarakt ameliyatının yaratacağı biyolojik stres bu ödemi şiddetlendirerek görmeyi ameliyattan sonra daha da bozabilir. Bu riski ortadan kaldırmak için ameliyat öncesinde durum değerlendirilmeli ve gerekirse cerrahiden kısa bir süre önce göze ilaç enjekte edilerek retina koruma altına alınmalıdır.

Diyabetik Retinopati Takibinde Kullanılan Yeni Teknolojiler Nelerdir?

Tıp dünyasındaki teknolojik devrimler, oftalmoloji alanını da derinden etkilemekte ve diyabetik retinopatinin takibinde çığır açan yenilikler sunmaktadır. Yapay zeka sistemleri, on binlerce diyabet hastasının göz dibi görüntülerini saniyeler içinde tarayabilme yeteneğine sahiptir. Bu gelişmiş algoritmalar, retinada yeni yeni oluşmaya başlayan mikroskobik kanamaları veya damar genişlemelerini, insan gözünün veya beyninin yorulma payı olmaksızın en ufak ayrıntısına kadar tespit edebilmektedir. Bu sayede risk altındaki hastalar çok daha erken fark edilip vakit kaybedilmeden tedaviye yönlendirilebilmektedir. Ayrıca yazılımlar, hastanın gözünden alınan verileri harmanlayarak hangi ilacın daha hızlı etki edeceğini veya bir sonraki kanamanın ne zaman olabileceğini yüksek bir olasılıkla öngörebilmektedir.

Yeni teknolojilerin rutin uygulamalara kattığı avantajlar şunlardır:

  • Hızlı tarama
  • Erken teşhis
  • Objektif ölçüm
  • Kişisel tahmin
  • İlaç seçimi

Diyabetik Retinopati Hastaları Görmelerini Korumak İçin Nelere Dikkat Etmelidir?

Diyabetik retinopati tablosu her ne kadar ciddi ve korkutucu görünse de tıp bilimi ve modern tedavi yöntemleri sayesinde artık yönetilebilir bir hastalıktır. İlerleyen teknoloji, lazer cihazları, mucizevi göz içi ilaçlar ve yetkin mikrocerrahi teknikleri sayesinde kalıcı körlük riski geçmiş yıllara oranla muazzam bir şekilde azaltılmıştır. Ancak burada unutulmaması gereken çok hayati bir nokta vardır: Tıbbi tedaviler sadece hasarın sonuçlarını düzeltmeye veya yavaşlatmaya yöneliktir. Hastalığın ana kaynağı, yani damarları yakan ve bozan yüksek şeker, doktorun değil hastanın kontrolü altındadır.

Tedavinin başarısı, tıbbi müdahalelerle hastanın kendi sağlığına gösterdiği özenin birleşmesine bağlıdır. Göze dünyanın en iyi ilacı da uygulansa, hasta kan şekerini olması gereken sınırlarda tutmadığı sürece yeni damar hasarları ortaya çıkmaya devam edecektir. Sadece kan şekeri değil; kan basıncı, kolesterol seviyesi ve böbrek fonksiyonları da doğrudan gözdeki damar sistemini etkiler. Düzenli beslenme, disiplinli bir hayat tarzı ve doktorun belirlediği aralıklarla yapılan rutin göz kontrolleri, görme yetisini bir ömür boyu korumanın yegane yoludur. Hastalık belirti vermeden ilerlediği için “Nasıl olsa iyi görüyorum” demek yapılabilecek en büyük hatadır.

Günlük hayatta dikkat edilmesi gereken unsurlar şunlardır:

  • Şeker takibi
  • Tansiyon kontrolü
  • Diyet uyumu
  • Kolesterol dengesi
  • Egzersiz
  • Tütünden uzaklaşmak
  • Yıllık muayene

Sıkça Sorulan Sorular

Diyabetik retinopati, diyabet nedeniyle retina damarlarında meydana gelen hasar sonucu gelişen bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde görme kaybına yol açabilen bu durum, diyabetin en önemli göz komplikasyonlarından biridir.
Erken evrelerde belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe bulanık görme, görme alanında karanlık noktalar, uçuşan cisimler ve gece görme sorunları ortaya çıkabilir. Düzenli göz kontrolleri erken tanı için önemlidir.
Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, retina damarlarında hasara neden olabilir. Diyabet süresi uzadıkça, kan şekeri kontrolü yetersiz oldukça ve yüksek tansiyon gibi ek risk faktörleri bulunduğunda görülme riski artar.
Her diyabet hastasında gelişmez ancak risk zamanla artabilir. Kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilmesi, düzenli doktor takibi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları hastalığın gelişme riskini azaltabilir.
Evet, ilerleyen diyabetik retinopati retina damarlarında ciddi hasara ve makula bölgesinde ödem oluşumuna yol açabilir. Tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybı riski ortaya çıkabilir.
Tanı için detaylı göz muayenesi yapılır. Göz dibi incelemesi, optik koherens tomografi (OCT) ve göz anjiyografisi gibi yöntemler kullanılarak retina damarlarındaki değişiklikler değerlendirilebilir.
Tedavi hastalığın evresine göre planlanır. Kan şekeri kontrolünün sağlanmasının yanı sıra lazer tedavileri, göz içi enjeksiyonlar ve bazı ileri vakalarda cerrahi yöntemler uygulanabilir.
Göz içi enjeksiyonlar, retina damarlarından sıvı sızıntısını azaltmak ve makula ödemini kontrol altına almak amacıyla uygulanabilir. Bu tedaviler görme fonksiyonunun korunmasına katkı sağlayabilir.
Kan şekeri, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması önemlidir. Düzenli egzersiz yapmak, sigaradan uzak durmak ve yıllık göz muayenelerini aksatmamak koruyucu yaklaşımlar arasında yer alır.
Diyabet tanısı alan herkes düzenli göz muayenesi yaptırmalıdır. Görmede bulanıklık, ani görme değişiklikleri, uçuşan cisimler veya görme kaybı fark edildiğinde gecikmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.
Güncellenme Tarihi: 09.06.2026

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button