İzmir’de şeker hastalığı (diyabetik retinopati) tedavisi yapan göz doktorlarından biri olan Doç. Dr. Berkay Akmaz, diyabetin göz sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini etkili bir şekilde tedavi etmektedir. Diyabetik retinopati, şeker hastalığının gözdeki damarları etkilemesi sonucu gelişen bir durumdur ve tedavi edilmezse görme kaybına yol açabilir.
Diyabetik retinopati tedavisi, hastalığın evresine göre değişiklik gösterebilir. Erken evrelerde, genellikle kan şekeri düzeylerinin düzenlenmesi, göz içi iltihaplanmanın önlenmesi için ilaç tedavileri ve lazer tedavisi uygulanabilir. İleri evrelerde ise, göz içi enjeksiyonlar veya cerrahi müdahale gibi daha gelişmiş yöntemler gerekebilir. Bu tedaviler, gözdeki damar hasarını onarmaya ve görme kaybını engellemeye yardımcı olur.
Tedavi sonrası süreç, hastaların durumuna göre farklılık gösterebilir. İlk birkaç gün içinde iyileşme görülebilir, ancak düzenli takip ve tedavi gerekebilir. Doç. Dr. Berkay Akmaz, hastalarını tedavi sürecinde yakından izleyerek, en iyi sonuçları elde etmelerini sağlar.
Şeker Hastalığı (Diyabetik Retinopati) Tedavisi süreci, sonrası dikkat edilmesi gerekenler ve 2026 Şeker Hastalığı (Diyabetik Retinopati) Tedavisi fiyatları hakkında bilgi almak için iletişime geçebilir ya da İzmir, Konak'taki kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

İzmir'de Şeker Hastalığı (Diyabetik Retinopati) Tedavisi yapan doktorlardan Doç. Dr. Berkay Akmaz, 1985 yılında İzmir’de doğdu. 2014-2019 yılları arasında Göz Hastalıkları uzmanı olarak Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma hastanesinde uzman hekim olarak görev yaptı. 2019 yılında Almanya’da gerçekleştirilen “Vitreoretinal Cerrahi Teknikleri Eğitimi Mini-Fellowship Programına” katıldı. 2019-2021 yılları arasında Manisa Şehir Hastanesi’nde görevine devam etti.
2021 yılında Başasistanlık sınavında başarılı olarak İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğine Başasistan olarak atandı. 2021 yılında Yükseköğretim Kurulu tarafından Göz Hastalıkları ve Cerrahisi uzmanlık alanında Doçent doktor ünvanını aldı.
Sertifikalar
| Tanım | Diyabetik Retinopati, diyabetin uzun dönem komplikasyonu olarak retinadaki kan damarlarının hasar görmesi sonucu gelişen bir göz hastalığıdır. Görme kaybına ve hatta körlüğe yol açabilir. |
| Belirtiler | Başlangıçta belirti vermeyebilir; ilerleyen aşamalarda bulanık görme, görme alanında karanlık veya boş bölgeler, gece görmede zorluk, renklerde soluklaşma, ani ve tam görme kaybı. |
| Evreleri | Non-Proliferatif Diyabetik Retinopati: Mikroanevrizmalar, kanamalar ve makula ödemi görülür. Proliferatif Diyabetik Retinopati: Yeni ve anormal damar oluşumu (neovaskülarizasyon) ve fibrozis gelişir. |
| Risk Faktörleri | Uzun süreli diyabet varlığı, yetersiz kan şekeri kontrolü, hipertansiyon, yüksek kolesterol, gebelik, sigara kullanımı, böbrek hastalığı. |
| Tanı Yöntemleri | Göz dibi muayenesi, fundus fotoğrafçılığı, optik koherens tomografi (OCT), fluorescein anjiyografi, indosiyanin yeşili anjiyografi. |
| Tedavi Seçenekleri | Kan şekeri, tansiyon ve kolesterol kontrolü; lazer fotokoagülasyon tedavisi; anti-VEGF enjeksiyonları (bevacizumab, ranibizumab); kortikosteroid enjeksiyonları; vitrektomi ameliyatı. |
| Önleme | Diyabetin iyi yönetimi, düzenli göz muayeneleri, sağlıklı ve dengeli beslenme, sigarayı bırakma, düzenli egzersiz yapma. |
| Düzenli Kontroller | Diyabet teşhisi konulduktan sonra en az yılda bir kez kapsamlı göz muayenesi; hamilelik döneminde daha sık kontroller gerekebilir. |
| Komplikasyonlar | Makula ödemi, retina dekolmanı, neovasküler glokom, cam cisim (vitreus) kanaması, körlük. |
| Etkilenen Yaş Grubu | Tip 1 ve Tip 2 diyabetli her yaştaki bireyler; diyabet süresi ve kontrol düzeyi risk üzerinde etkilidir. |
| Yaşam Tarzı Önerileri | Kan şekeri seviyelerini düzenli takip etmek, düşük glisemik indeksli besinler tüketmek, tuz ve doymuş yağ alımını sınırlamak, ideal kiloyu korumak, alkol tüketimini azaltmak. |
| İşaret ve Semptomların Farkındalığı | Diyabetik retinopati genellikle erken evrelerde belirti vermez; bu nedenle düzenli göz muayeneleri kritiktir. Görmede ani değişiklikler veya anormallikler fark edildiğinde hemen doktora başvurulmalıdır. |
| Başarı Oranı | Erken tanı ve tedavi ile görme kaybı önlenebilir veya yavaşlatılabilir; tedaviye uyum ve düzenli kontroller başarı oranını artırır. |
| Sosyal ve İşlevsel Etki | Görme kaybı, günlük yaşam aktivitelerini, iş performansını ve genel yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir; bağımsızlık kaybına yol açabilir. |
| Dikkat Edilmesi Gerekenler | Doktorun önerdiği tedavi ve kontrol planına uyum sağlamak, kan şekeri ve tansiyonu hedef aralıklarda tutmak, belirtiler konusunda bilinçli olmak. |
| Teknolojik Gelişmeler | Gelişmiş görüntüleme teknikleri (OCT-Angiografi), uzun etkili anti-VEGF ilaçlar ve implantlar tedavi başarısını artırmaktadır. |
| Sigorta Kapsamı | Diyabetik retinopati tedavileri genellikle sağlık sigortası kapsamında yer alır; ancak kapsam ve limitler poliçeye göre değişiklik gösterebilir. |
| Psikolojik Destek | Görme kaybı riski ve kronik hastalık yönetimi nedeniyle hastaların psikolojik destek ve danışmanlık alması faydalı olabilir. |
| Eğitim ve Farkındalık | Diyabetik retinopati hakkında hasta eğitimi ve farkındalık programları, erken tanı ve tedaviye teşvik eder. |
| İşbirliği Gerektiren Branşlar | Endokrinoloji (diyabet yönetimi), kardiyoloji (hipertansiyon kontrolü), nefroloji (böbrek fonksiyonları), beslenme ve diyetetik. |
| Gebelikte Diyabetik Retinopati | Gebelik diyabetik retinopati riskini artırabilir; hamilelik öncesi ve sırasında göz muayeneleri sıklığı artırılmalıdır. |
| Toplumsal Etki | Diyabetik retinopati, dünyada yetişkinlerde önlenebilir körlüğün önde gelen nedenlerinden biridir; toplum sağlığı açısından önemli bir sorundur. |
Diyabetik Retinopati Nedir?
Diyabetik retinopati, uzun süreli diyabetin retina damarlarında hasara yol açmasıyla gelişen ve görme kaybına neden olabilen ciddi bir göz hastalığıdır. Erken dönemde belirti vermeyebilir, ancak ilerledikçe şikâyetler artar.
Belirtileri:
- Görmede bulanıklık
- Görme alanında karanlık ya da boş bölgeler
- Renklerde soluklaşma
- Sinek uçuşmaları görme
- Ani görme kaybı
Düzenli göz muayenesi, erken tanı ve tedavi için kritik öneme sahiptir.
Diyabetik Retinopati Nedenleri Nelerdir?
Diyabetik retinopati retina damarlarına zarar veren çeşitli faktörlerden kaynaklanır. Öncelikle kronik hiperglisemi retina damarlarının tıkanmasına ve oksijen tedarikinin azalmasına yol açarak hasara sebep olur. Yüksek kan şekeri seviyeleri damar geçirgenliğini artırır ve retina damarlarının işlevini bozar. Tip 1 ve Tip 2 diyabet hastaları için yetersiz glisemik kontrol diyabetik retinopatinin başlangıcı ve ilerlemesi için önemli bir risk faktörüdür.
Ek olarak oksidatif stres ve kronik enflamasyon da DR gelişiminde kritik rol oynar. Yüksek glikoz seviyeleri oksidatif stresin artmasına ve reaktif oksijen türlerinin oluşumuna yol açarak retinal hücrelerde hasara neden olur. Bu süreç damar geçirgenliği ve neovaskülarizasyonu artırarak retinal damarlarda daha fazla işlev bozukluğuna neden olur.
Anormal kan damarı büyümesi de DR’nin önemli bir diğer etkenidir. Vücut oksijen azlığına yanıt olarak yeni damarlar oluşturmaya çalışır; ancak bu yeni damarlar zayıftır ve sızmaya yatkındır. Sonuç olarak retinada sıvı veya kan birikimi meydana gelir ve bu da görme bozukluğuna yol açabilir.
Diğer yandan hipertansiyon ve dislipidemi gibi faktörler de retinaya zarar verir. Kötü kontrol edilen yüksek kan basıncı ve kolesterol seviyeleri retinal damarlara baskı yaparak damarların daha fazla hasar görmesine ve sıvı sızdırmasına yol açar.
Ayrıca insülin tedavisi ile kan şekerinin hızlı düşürülmesi bazı hastalarda geçici olarak DR’yi kötüleştirebilir. Bu durum ozmotik dengedeki ani değişikliklerle ilişkilendirilir ve geçici retinal ödem ve damar kırılganlığına yol açabilir.
Diyabet süresi de DR gelişiminde önemlidir. Diyabetin 20 yıl veya daha uzun sürdüğü kişilerde retinopati riski belirgin şekilde artar. Özellikle Tip 1 diyabet hastalarının neredeyse tamamı bu süre sonunda retinopati geliştirir.
Son olarak dolaşımda bulunan bazı metabolitlerin DR gelişimine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir:
- Yüksek seviyede bazı lipitler oksidatif stresi artırabilir.
- Bazı amino asitler koruyucu etki sağlayabilir.
7/24 WhatsApp İçin Tıklayın!
Diyabetik Retinopati Ne Kadar Yaygındır?
Diyabetik retinopati (DR) dünya genelinde diyabet hastalarının %25 ila %34,6’sını etkileyen yaygın bir komplikasyon olarak öne çıkar. Bu durum özellikle çalışma çağındaki yetişkinlerde görme kaybının başlıca sebeplerinden biridir ve prevalansı yaş ile diyabet süresine bağlı olarak artış gösterir. Öngörüler küresel DR vakalarının 2045 yılına kadar 161 milyona ulaşacağını belirtmektedir.
- Küresel Yaygınlık: DR dünya çapında yaklaşık 103 milyon kişiyi etkiler ve artan diyabet oranları bu rakamı artırmaktadır.
- Görme Tehdit Edici DR: Diyabetik hastaların yaklaşık %6’sında görme tehdit edici DR olarak bilinen ciddi formlar görülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 9,6 milyondan fazla kişinin DR’ye sahip olduğu tahmin edilmekte olup 1,84 milyon kişi görme tehdit edici DR formlarından etkilenmektedir. Prevalans oranları yaş grubuna göre farklılık gösterir ve özellikle 65-79 yaş aralığında en yüksek seviyeye ulaşır. Ayrıca erkeklerde diyabetik maküler ödem gibi DR’nin ağır formları daha sık görülmektedir.
DR oranları etnik gruplar arasında farklılık gösterir ve bu dağılımda Hispanik ve Siyah popülasyonların etkilenme oranı daha yüksektir. Bu farklılıklar sosyoekonomik faktörler sağlık hizmetlerine erişim zorlukları ve diyabet yönetimi stratejilerinin yetersizliğinden kaynaklanır. Diyabetin küresel olarak yaygınlaşmasıyla birlikte DR’nin etkilerini azaltmak için hedefli sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyulmaktadır.
Diyabetik Retinopati Oluşum Süreci Nasıldır?
Diyabetik retinopati diyabetes mellitusun yol açtığı kronik hiperglisemi sonucunda meydana gelen ciddi bir göz hastalığıdır. Bu hastalığın oluşum süreci birkaç karmaşık patofizyolojik mekanizma ile şekillenir ve retinal mikrodamar hasarı başta olmak üzere inflamasyon oksidatif stres ve nörodejenerasyon gibi süreçleri içerir.
Yüksek kan şekeri seviyeleri oksidatif stres ve ileri glikasyon son ürünlerinin (AGE’ler) birikmesine yol açar. Bu birikim hücrelerin fonksiyonlarını bozarak özellikle retinal pigment epiteli ve fotoreseptör hücrelerde mitokondriyal disfonksiyon yaratır.
DR mikrodamar hastalığı olarak bilinir ve kan-retina bariyerinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Bu bozulma ile retinal kılcal damarlar hasar görür ve damar geçirgenliği artar. Başlangıçta mikroanevrizmalar yani kılcal damarlarda küçük şişkinlikler oluşur ve bu da kanın retinaya sızmasına neden olur. İlerleyen aşamalarda ise kılcal damar tıkanıklıkları meydana gelir ve bu durum retina dokusunda oksijen yoksunluğuna yol açar. İskemi retina hücrelerinin hayatta kalmasını zorlaştırır ve VEGF salınımını tetikler.
Nörodejenerasyon süreci de hastalığın ilerlemesinde önemli bir rol oynar. Hiperglisemi retinal nöron kaybına neden olur ve glial hücreleri etkiler. Bu durum erken DR evrelerinde hastalığın hızla ilerlemesine katkıda bulunur. Kronik inflamasyon süreci ise bu hasarı daha da artırır.
Pro-inflamatuar sitokinlerin (örneğin TNF-α) salınımı damar ve sinir hasarına katkıda bulunur. Beyaz kan hücrelerinin damar duvarlarına yapışması ile kılcal damarlar daha fazla tıkanır ve iskemik hasar daha da kötüleşir.
Retinal damar yapısını destekleyen perisitlerin kaybı kılcal damarların istikrarını zayıflatır ve bu durum DR’de zamanla artar. Hücresiz kılcal damarlar oluşur ve bu da retinal iskemi ile neovaskülarizasyona yol açar. İlerleyen aşamalarda hastalık proliferatif olmayan diyabetik retinopatiden (NPDR) proliferatif diyabetik retinopatiye (PDR) kadar ilerler.
Diyabetik Retinopati Belirtileri Nelerdir?
Diyabetik retinopati genellikle erken evrelerinde belirti göstermeden ilerler bu da tanıyı zorlaştırır. Ancak hastalık ilerledikçe çeşitli belirtiler ortaya çıkar ve görme kaybına kadar gidebilen ciddi sonuçlar doğurabilir. Diyabetik retinopatinin belirtileri hastalığın evresine göre değişiklik gösterir ve erken dönemde Non-Proliferatif Diyabetik Retinopati (NPDR) adı verilen safhada başlar.
Mikroanevrizmalar: Retinadaki kan damarlarının şişmesiyle ortaya çıkan küçük kırmızı noktalar olup DR’nin en erken belirtilerinden biridir.
- Kanamalar: Retinadaki hasarlı damarların kan sızdırması sonucunda koyu renkli uçuşan noktalar ya da lekeler gözlenebilir.
- Sert Eksüdalar: Hasarlı damarların sızdırdığı sıvıların birikmesiyle oluşan sarımsı lipid birikimleri retinada görülür.
- Pamuk Yünü Lekeleri: Mikroinfarktüs alanlarını gösteren yumuşak beyaz lekeler olup retinada iskemiyi ifade eder.
Hastalık ilerledikçe belirtiler de Proliferatif Diyabetik Retinopati (PDR) aşamasında daha ciddi hale gelir.
- Neovaskülarizasyon: Retinanın yüzeyinde anormal kan damarları büyüyerek retina dekolmanına ve görme kaybına neden olabilir.
- Vitreus Kanaması: Kırılgan yeni damarların patlaması sonucunda vitreus sıvısına kan sızabilir ve ani görme kaybına yol açabilir.
- Maküler Ödem: Retinanın merkezi olan makulada sıvı birikimi olup özellikle detaylı görme görevlerini zorlaştırır.
- Azalmış Renk Görüşü: Renklerin soluk ya da solgun algılanmasına neden olabilir.
Diğer belirtiler arasında gece körlüğü dalgalanan görme ve kalıcı görme kaybı gibi problemler yer alır ve tüm bu belirtiler hastalığın ciddiyetini artırır.
Diyabetik Retinopati Nasıl Teşhis Edilir?
Diyabetik retinopati tanısında hem klinik muayeneler hem de ileri görüntüleme teknikleri kritik rol oynar. Bu süreçte retina üzerinde mikroanevrizmalar kanamalar ve diğer anormalliklerin varlığı göz muayeneleri ile tespit edilir ve DR’nin proliferatif olmayan ya da proliferatif evreleri belirlenir. Hastalığın teşhisi için yaygın olarak kullanılan yöntemler şunlardır:
- Fundus Fotoğrafçılığı: Bu yöntemle retina yüzeyinin yüksek çözünürlüklü fotoğrafları çekilerek erken evre DR belirtileri olan mikroanevrizmalar ve kanamalar belirlenir. Fundus fotoğrafçılığı DR taramasında en yaygın kullanılan araçlardan biridir.
- Optik Koherens Tomografi (OCT): Retina dokusunun kesitsel görüntülerini oluşturan bu invaziv olmayan test DR’li hastalarda yaygın bir komplikasyon olan maküler ödemi tespit etmek için kullanılır. Ayrıca OCT Anjiyografi retinal mikrovaskülatürü ayrıntılı bir şekilde incelemeye imkan tanır ve iskemi ile neovaskülarizasyon gibi bulguların erken teşhisini sağlar.
- Floresan Anjiyografi (FA): Hastaya enjekte edilen floresan boya ile retina damarlarının fotoğrafları çekilir. Bu teknik DR’nin ileri evrelerinde görülen vasküler sızıntı iskemi ve anormal damar gelişimlerinin tespitini kolaylaştırır.
- Yapay Zeka (AI) ve Derin Öğrenme: Yapay zeka destekli sistemler retina görüntülerini analiz ederek DR’yi yüksek doğrulukla otomatik olarak teşhis edebilir. Özellikle göz sağlığı uzmanlarına erişimin zor olduğu bölgelerde bu sistemler geniş taramalarda önemli bir avantaj sunar.
Diyabetik Retinopati Nasıl Tedavi Edilir?
Diyabetik retinopati tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Tedavi yöntemleri öncelikle retina hasarının kontrol altına alınmasına odaklanır ve DR’nin ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlar. Bu tedavi seçenekleri çeşitli aşamalarda farklı stratejiler içerir.
- Anti-VEGF Tedavisi: Anti-VEGF ilaçları özellikle diyabetik maküler ödem (DMÖ) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) için temel tedavi seçeneklerindendir. Ranibizumab aflibercept ve faricimab gibi ajanlar anormal kan damarı büyümesini ve sızıntıyı önleyerek etkili sonuçlar sağlar.
- Steroid Tedavisi: Anti-VEGF tedavisiyle yeterli iyileşme sağlanamayan hastalar için intravitreal kortikosteroidler uygulanır. Deksametazon implantı (Ozurdex) gibi steroidler retina iltihabını azaltarak görme kaybını yavaşlatmaya yardımcı olur.
- Lazer Fotokoagülasyon: Özellikle anti-VEGF tedavisi göremeyen hastalar için lazer tedavisi bir seçenek olmaya devam eder. Lazer fotokoagülasyon anormal damarları kapatarak hasarın ilerlemesini yavaşlatır. Ancak bu yöntem genellikle görme keskinliğini büyük ölçüde iyileştirmez.
- Gelişmekte Olan Tedaviler: Yeni tedavi seçenekleri arasında DR’nin farklı yönlerini hedef alan bazı tedaviler bulunmaktadır. Örneğin fenofibrat lazer tedavisi ihtiyacını azaltmaya yardımcı olurken; tonabersat ise maküler ödemi azaltmada etkili olabilir. Ayrıca gen tedavisi ve nanopartikül bazlı yaklaşımlar daha kalıcı tedavi seçenekleri olarak araştırılmaktadır.
Diyabetik Retinopati Risk Faktörleri Nelerdir?
Diyabetik retinopati için risk faktörleri değiştirilebilir ve değiştirilemez unsurları kapsar. İlk olarak diyabet süresi uzadıkça DR geliştirme riski artar. Özellikle 10 yılın üzerinde diyabet geçmişine sahip olanlarda risk daha belirgin hale gelir. Yirmi yıl ve üzeri diyabet hastalarında DR gelişme olasılığı kısa süreli hastalığı olanlara göre yaklaşık üç kat daha fazladır.
Ayrıca kötü glisemik kontrol DR’nin ilerlemesinde kritik bir rol oynar. Yüksek kan şekeri seviyeleri olan ve HbA1c seviyeleri %7’nin üzerinde seyreden bireylerde DR riski ciddi şekilde artar. Sıkı glisemik kontrol uygulayan hastaların ise DR ilerleme oranları daha düşüktür.
Başka bir önemli risk faktörü ise yüksek tansiyondur. Kan basıncı 140/90 mmHg’nin altında olan bireylerde DR gelişme riski daha düşüktür. Yüksek tansiyon yönetilmediğinde DR riskini artırabilir ve hastalığın ilerlemesini tetikleyebilir.
Son olarak kolesterol ve lipid seviyeleri de DR gelişiminde önemli bir etkendir. Özellikle yüksek LDL seviyeleri retinada ciddi hasarlara yol açabilir.
Diyabetik Retinopati Tedavisi Ne Zaman Yapılabilir?
Diyabetik retinopati tedavisi hastalığın ilerleme durumuna göre belirlenir ve tedavi seçenekleri non-proliferatif diyabetik retinopati (NPDR) proliferatif diyabetik retinopati (PDR) ve diyabetik maküler ödem (DMÖ) gibi evrelere göre farklılık gösterir.
- Non-Proliferatif Diyabetik Retinopati (NPDR)
Non-proliferatif evrede eğer ciddi bir diyabetik maküler ödem (DMÖ) yoksa tedaviye hemen başlanmayabilir. Ancak DMÖ mevcutsa anti-vasküler endotelyal büyüme faktörü (anti-VEGF) tedavisi önerilir. Bu tedavi ile retina üzerindeki sıvı birikimi kontrol altına alınır ve görme kaybı riski azalır. Özellikle ranibizumab ve aflibercept gibi anti-VEGF ajanları kullanılır.
- Proliferatif Diyabetik Retinopati (PDR)
İleri evrede olan PDR neovaskülarizasyon ile karakterize olup ciddi görme kaybı riski taşır. Bu durumda panretinal fotokoagülasyon (PRP) adı verilen lazer tedavisi uygulanır. PRP iskemik retina dokusunu hedef alarak körlük riskini önemli ölçüde azaltır ve yüksek riskli PDR hastalarında etkilidir.
- Diyabetik Maküler Ödem (DMÖ)
DMÖ DR’nin her evresinde görülebilir ve merkezi görme kaybına yol açar. Anti-VEGF tedavisine ek olarak fokal veya grid lazer fotokoagülasyonu önerilir. Klinik olarak anlamlı maküler ödem (KAMÖ) durumunda lazer tedavisi görme kaybı riskini yarı yarıya azaltır.
- Vitreus Cerrahisi Gerektiren Durumlar
- Vitreus kanaması
- Traksiyonel retina dekolmanı
Bu durumlarda vitrektomi ameliyatı gerekebilir ve kalıcı vitreus kanamasının tedavisinde kullanılır.
Diyabetik Retinopati Tedavisi Ne Zaman Yapılamaz?
Diyabetik retinopati tedavisinin kontrendikasyonları tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken çeşitli faktörleri içerir. Tedavi yöntemi seçerken hastanın genel durumu mevcut hastalıkları ve bireysel risk faktörleri göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle yaygın tedavi seçenekleri olan anti-VEGF enjeksiyonları kortikosteroid uygulamaları lazer fotokoagülasyon ve vitrektomi için farklı kontrendikasyonlar mevcuttur. Bu kontrendikasyonlar tedaviye karar verme sürecinde önemli rol oynar ve hastanın tedaviye uygun olup olmadığını belirlemede kullanılır.
- Anti-VEGF Tedavisi: Anti-VEGF enjeksiyonları bazı durumlarda kullanımı riskli hale gelebilir. Kardiyovasküler hastalıkları olanlar özellikle yakın zamanda felç veya kalp krizi geçirmiş kişiler için bu tedavi uygun olmayabilir. Gebelikte anti-VEGF tedavisinin potansiyel teratojenik etkileri göz önünde bulundurulmalı ve bu popülasyonda güvenlik verileri sınırlıdır. Ek olarak düzenli enjeksiyon gerektiren bu tedavi uyum sağlamayan hastalarda etkili olmayabilir.
- Kortikosteroid Tedavisi: İntravitreal kortikosteroid enjeksiyonları anti-VEGF tedavisine yanıt vermeyen hastalar için önerilse de bazı durumlarda kontrendikedir. Glokom hastaları kortikosteroidlerin göz içi basıncını artırabilmesi nedeniyle bu tedaviye uygun olmayabilir. Ayrıca steroid enjeksiyonları katarakt gelişimi veya mevcut kataraktın ilerlemesi riskini taşır. Bu durum katarakt gelişiminden kaçınmak isteyen veya genç hastalar için önemli bir kontrendikasyondur.
- Lazer Fotokoagülasyon: Lazer tedavisi proliferatif diyabetik retinopati tedavisinde kullanılır. Ancak maküler ödemi olan hastalarda bu tedavi daha az etkili olabilir. Aynı zamanda yoğun katarakt veya vitreus kanaması bulunan hastalarda da kontrendikedir; çünkü lazer tedavisinin başarılı olabilmesi için retinanın net bir şekilde görülebilmesi gereklidir.
- Vitrektomi: Bu cerrahi müdahale bazı hastalar için uygun olmayabilir. Özellikle kontrolsüz diyabeti veya kardiyovasküler rahatsızlıkları olan hastalarda cerrahi riskler daha yüksek olabilir. Ayrıca herhangi bir aktif göz enfeksiyonu veya belirgin oküler inflamasyon mevcutsa vitrektomi yapılmamalıdır.
Diyabetik Retinopati Tedavisi Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Diyabetik retinopati tedavisi sonrası iyileşme süreci çeşitli faktörlerin etkisi altında değişiklik gösterebilir. Görsel iyileşme sürecinde ameliyattan sonraki ilk 3 ayda belirgin düzelmeler görülebilir; ancak tam iyileşme genellikle birkaç ay sürebilir. Özellikle santral retina kalınlığında (CRT) gözlenen azalma görme keskinliğinde olumlu gelişmelere katkı sağlar. Öte yandan kalıcı maküler ödem gibi komplikasyonlar iyileşme sürecini yavaşlatabilir ve görsel sonuçları etkileyebilir. Ayrıca ameliyat sonrası gözlenen iyileşme süresi maküler hasarın derecesine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
Öne çıkan postoperatif komplikasyonlar arasında tekrarlayan vitreus kanaması (RVH) bulunur. Özellikle 23 ve 25 gauge sistemlerle yapılan sütürsüz vitrektomi RVH oranlarını azaltmada etkili olsa da bazı hastalarda bu risk devam eder. Aşağıda komplikasyon yönetimine ilişkin kritik noktalar yer alır:
- RVH tedavisi için ek müdahaleler gerekebilir
- Genç ve agresif hastalık ilerlemesi olan hastalarda RVH riski daha yüksektir
İyileşme sürecinde inflamasyon yönetimi de önemlidir. Deksametazon göz damlası gibi anti-enflamatuar tedaviler inflamasyonu kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir. Ek olarak modern cerrahi tekniklerin kullanımı inflamatuar yanıtı azaltabilir ve iyileşmeyi destekler.
Maküler ödem yönetimi için anti-VEGF tedavilerinin kullanımı maküler kalınlığı azaltmada bir miktar fayda sağlayabilir. Ancak bu tedaviler her zaman başarılı sonuçlar vermeyebilir. Özellikle başlangıç CRT’si daha kalın olan hastalarda ameliyat sonrası görsel iyileşme daha belirgin olabilir.
Diyabetik Retinopati Nasıl Önlenir?
Diyabetik retinopatiyi önlemek için diyabet yönetimine odaklanmak büyük önem taşır. Etkili önlemler diyabet kontrolünün yanı sıra yaşam tarzında yapılacak değişiklikleri de içerir. Sağlıklı bir kan şekeri kontrolü kan basıncı yönetimi ve düzenli fiziksel aktivite DR riskini azaltmada kritik rol oynar. Bununla birlikte diyetin iyileştirilmesi vitamin alımı ve sigara bırakma gibi ek önlemler de risk faktörlerini azaltmaya yardımcı olabilir.
- Optimal Kan Şekeri Kontrolü: Glisemik kontrol sağlamak diyabetik retinopati riskini azaltmak için en temel stratejidir. HbA1c seviyelerinin düşürülmesi retinada mikrovasküler hasarı önler ve DR’nin ilerlemesini yavaşlatır.
- Kan Basıncı Yönetimi: Yüksek tansiyon retinopati gelişimini hızlandırabilir. Bu nedenle özellikle diyabetli bireylerin kan basıncını 140/90 mmHg’nin altına indirmesi önerilir.
- Lipid Kontrolü: Kolesterol seviyelerinin yönetimi özellikle LDL kolesterolü kontrol altında tutmak retinopatiye karşı koruyucu etki sağlayabilir. Yüksek LDL ve trigliserit seviyeleri maküler ödem gibi daha ciddi DR formlarıyla ilişkilidir.
- Diyet ve Besin Alımı: Meyve sebze ve tam tahıllar açısından zengin olan Akdeniz diyeti diyabetik retinopati riskini düşürmeye yardımcı olabilir. Ayrıca Omega-3 yağ asitleri içeren balıklar ve D vitamini gibi besinler retinayı destekler.
Düzenli fiziksel aktivite DR riskini azaltmanın diğer bir yoludur. İnsülin duyarlılığını artırmak ve kan basıncını düşürmek için egzersiz diyabetli bireyler için çok önemlidir. Ancak ileri DR vakalarında yüksek yoğunluklu egzersizlerden kaçınılmalıdır.
Sigara bırakma da diyabetik retinopati önleme stratejilerinin bir parçasıdır. Sigara mikrovasküler komplikasyonları ağırlaştırabilir ve retinaya zarar verebilir. Bu yüzden genel damar sağlığını desteklemek için sigarayı bırakmak DR riskini azaltabilir.
Son olarak güneş ışığına uzun süre maruz kalmak retina hücrelerine zarar verebilir. Bu nedenle ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu gözlük kullanımı oldukça elzemdir.
Türkiye’nin En İyi Yapılan Ülkelerden Biri Olma Nedenleri
- Deneyimli göz doktorları: Refraktif cerrahi alanında uzman, binlerce vaka deneyimi olan hekimler bulunur.
- Son teknoloji cihazlar: SMILE, iLASIK, PRK gibi gelişmiş lazer sistemleri yaygın olarak kullanılır.
- Uygun maliyet: Avrupa ve ABD’ye göre %60-70 daha uygun fiyatlarla işlem yapılır.
- Kısa bekleme süresi: Muayene ve ameliyat süreçleri hızlı ve planlı ilerler.
- Uluslararası hasta kabulü: Sağlık turizmi kapsamında yabancı hastalara özel hizmetler sunulur.
- Yüksek başarı oranı: Gözlük ve lens ihtiyacını ortadan kaldıran kalıcı çözümler sunulur.
- Tatil + tedavi imkânı: İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde hem lazer ameliyatı hem şehir turizmi bir arada yapılabilir.
- Güvenilir hasta yorumları: Sosyal medya ve forumlarda paylaşılan olumlu hasta deneyimleri tercihleri artırır.
İzmir’de Yapan Doktorlar ve Hastaneler
İzmir'de göz doktorları tarafından uygun alt yapıya sahip devlet veya özel hastanelerde yapılır.
Ortalama Fiyatları Ne Kadar ?
Ortalama fiyatları için lütfen bizimle iletişime geçin.
Yaptıranların Yorumları
Doç. Dr. Berkay Akmaz'ın hasta yorumları için Google Maps veya Doktortakvimi'ne göz atabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Diyabetik retinopatinin belirtileri nelerdir?
Diyabetik retinopati genellikle erken aşamalarda belirgin bir semptom göstermez, ancak hastalık ilerledikçe bulanık görme, okumakta veya uzak cisimleri görmekte zorluk ve gözde kararmalar, örümcek ağları gibi koyu, hareketli noktalar görülebilir. Bu görme bozuklukları, gözdeki vitreus jeline kanama sonucu ortaya çıkar. Türkiye’de diyabetli bireylerin yaklaşık %25’i diyabetik retinopati hastalığına sahipken, bunların %5’i görmeyi tehdit eden seviyelere ulaşmıştır. Diyabet süresi arttıkça diyabetik retinopati riski de artar; tip 1 diyabetli bireylerin neredeyse tamamı ve tip 2 diyabetli bireylerin %60’ından fazlası 20 yıl sonra herhangi bir dereceye kadar retinopati gelişir.
Diyabetik retinopati tedavisinde lazer yöntemi etkili midir?
Lazer tedavisi, özellikle proliferatif diyabetik retinopati (PDR) tedavisinde etkili bir yöntemdir. Erken Tedavi Diyabetik Retinopati Çalışması (ETDRS) sonuçlarına göre, panretinal fotokoagülasyon (PRP) tedavisi, görme kaybı riskini %50 oranında azaltmaktadır. Diyabetik maküler ödem (DME) tedavisinde ise, fokal veya ızgara lazer fotokoagülasyonu, orta dereceli görme kaybı riskini %50 oranında azaltmaktadır. Ancak anti-vasküler endotelyal büyüme faktörü (anti-VEGF) tedavilerinin kullanımı ile lazer tedavisinin rolü değişmiştir. Çalışmalar, anti-VEGF tedavilerinin yalnızca lazer tedavisine kıyasla daha iyi görsel sonuçlar sağladığını göstermektedir. Bu nedenle lazer tedavisi hala etkili olsa da günümüzde anti-VEGF tedavileriyle kombinlenerek veya bazı durumlarda ikinci seçenek olarak kullanılmaktadır.
Şeker hastalarının düzenli göz muayenesi yaptırması neden önemlidir?
Türkiye’de, diyabetik retinopati hastalığının görülme oranı oldukça yüksektir ve bu hastalığın görmeyi tehdit eden türü de ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Düzenli göz muayeneleri, bu hastalığın erken evrede tespit edilmesini sağlar ve böylece lazer tedavisi ya da ilaç tedavisi gibi müdahalelerle ilerlemesi engellenebilir. Erken tanı, görme kaybını önlemeye yardımcı olur, bu yüzden diyabetli bireylerin düzenli göz muayenesi yaptırması büyük önem taşır.
İlerlemiş diyabetik retinopati nasıl tedavi edilir?
İleri düzey diyabetik retinopati tedavisi, genellikle anti-VEGF ilaçları (aflibercept, bevacizumab, ranibizumab) ile göz içine yapılan enjeksiyonlarla yapılır; bu ilaçlar, anormal kan damarlarının büyümesini ve sızıntı yapmasını engeller. Panretinal lazer fotokoagülasyonu, retina üzerindeki damarları hedef alarak oksijen ihtiyacını azaltır ve yeni damar oluşumunu engeller. Vitreus kanaması veya retinal dekolman gibi ciddi vakalarda, vitrektomi adı verilen cerrahi bir işlemle kan ve skar dokusu temizlenebilir. Ayrıca kan şekeri, kan basıncı ve kolesterol seviyelerinin kontrol altına alınması, retinopatinin ilerlemesinin yavaşlatılmasında önemli bir rol oynar.
Diyabetik retinopati kalıcı görme kaybına neden olabilir mi?
Evet, diyabetik retinopati kalıcı görme kaybına yol açabilir. Dünyada 2020 yılında diyabetik retinopati nedeniyle yaklaşık 1,07 milyon kişi kör oldu ve 3,28 milyon kişi orta ya da şiddetli görme kaybı yaşadı. ABD’de 2021 yılında 9,6 milyon kişi diyabetik retinopatiye sahipti ve bunların 1,84 milyonu görme kaybı riski taşıyan ileri düzeyde retinopatiye sahipti. Diyabeti olan 45 yaş ve üzeri yetişkinlerde, diyabetik retinopatiye bağlı görme kaybı oranı %4,1’dir. Diyabetin süresiyle birlikte retinopati gelişme riski artmaktadır; 1. tip diyabeti olan kişilerin neredeyse %100’ü, 2. tip diyabeti olanların ise %60’ı 20 yıl sonra bir derece retinopatiye sahip olur. Erken teşhis ve tedavi ile şiddetli görme kaybının %90’ı önlenebilir.
Şeker Hastalığı (Diyabetik Retinopati) Tedavisi için Hangi Doktora Gidilir?
Şeker Hastalığı (Diyabetik Retinopati) Tedavisi Ne Kadar Sürer?
Diyabetik retinopati tedavisi, hastalığın evresine ve uygulanan yönteme göre değişir. Anti-VEGF enjeksiyonlar 10–15 dakika sürer ve genellikle aylık tekrarlanır. Lazer fotokoagülasyon işlemi 20–40 dakika arası sürerken, ileri vakalarda uygulanan vitrektomi ameliyatı 1 ila 2 saat sürebilir. Tedavi süreci çoğunlukla uzun dönemli takip ve çoklu seanslar gerektirir.
Şeker Hastalığı (Diyabetik Retinopati) İçin Hangi Bölüm Veya Doktora Gidilir?
Diyabetik retinopati gibi şeker hastalığının gözle ilgili komplikasyonları için Göz Hastalıkları (Oftalmoloji) bölümüne başvurulmalıdır. Erken teşhis ve tedavi için retina hastalıkları konusunda uzmanlaşmış bir göz doktoru tarafından düzenli takip şarttır. Özellikle diyabet hastalarının yılda en az bir kez retina muayenesi yaptırması önerilir.


























